ÜRÜNLER
HABERLER
Site içi arama:
Yeniliklerden haberdar olmak için lütfen kaydolun.
Email:
Ekle   Çıkar  

 

Süleyman Bey’in Sorusu ile Başlayalım…

Sayın Süleyman Demirel’in 2009 senesi Ekim ayında onuncusu düzenlenen Türkiye Enerji Kongresinde yaptığı sunum sırasında sorduğu bir soru ile başlayalım. Süleyman Bey’in sorusu şu idi; ‘Türkiye’de 1950 senesinde kaç adet köyde elektrik var idi?’ O tarihte Türkiye’de 35.000 köy bulunduğunu yüzde hesabı yaparak sonuca varmak isteyenler için bir ipucu olarak verebiliriz.

 

O tarihe yakın tarihleri yaşamamış olduğumuzdan Süleyman Bey’in verdiği rakamın bizi şaşırttığını itiraf etmeliyiz. Türkiye’de 1950’lerde 35.000 köy olduğunu bilseydik herhalde en kötümser cevabımız toplam köy sayısının %1’inden daha aşağısı olmazdı; yani 350-400 köyde elektrik olduğu tahminini büyük bir gönül rahatlığı ile yapabilirdik. Her bin köyden birinde ancak vardır diyen birine ise yok artık daha neler diyebilirdik. Süleyman Bey cevabı bir nefeste söyleyiverdi; 1950 yılında Türkiye’de sadece 13 köyde elektrik vardı. Toplam elektrik talebi sadece 750 milyon Kwh idi ki bugün bu rakamdan çok daha fazlası, tek başına rüzgâr santrallerinden karşılanabilmektedir.

 

Süleyman Bey bu soruyu ve ardından bugünün enerji piyasası ile ilgili bazı verileri aslında çok da uzun olmayan bir zamanda sergilenen gelişmeyi vurgulamak için kullanmıştı. Üretim ve tüketim alanındaki bu ciddi gelişmeyi bir kenara not ederek, günümüz tarihine ve dolayısı ile günümüzde ön plana çıkan başlıklara biraz daha yaklaşalım ve bu yaklaşımı Süleyman Bey’inki kadar olmasa da çarpıcı bir soru ile yapalım:

 

Soru öncesinde çoğunuzun malumu olan bilgileri tekrar etmekte fayda var; Türkiye 2009 senesinde Kyoto Protokolüne resmen taraf olmuş bir ülkedir. Ek-1 ülkesi olmak ile birlikte özel bir statüye haiz olması sebebi ile 2008-2012 döneme ilişkin herhangi bir emisyon azaltım yükümlülüğü taşımamaktadır. Kyoto Protokolü’ne taraf olan ve Ek-1 ülkeleri olarak adlandırılan ülkeler 2008-2012 arası dönemde 1990 seviyelerine göre ortalama %5,5’lik bir emisyon azaltımı taahhüdünde bulunmuşlardır. Tüm bu bilgiler ışığında aşağıdaki sorunun cevabı sanırım enerji piyasasını son 60 sene içerisinde ciddi ölçüde büyütmüş bir ülkenin vatandaşları olarak bu büyümeyi önümüzdeki dönemde sürdürülebilir kılmak adına bizler için çok önemlidir;

 

Geçtiğimiz 15 sene içerisinde Kyoto Protokolü’ne taraf olan Ek-1 ülkeleri arasında emisyonunu düşürmek yerine en çok artıran ülke hangisidir?

 

    A) Ispanya

    B) Rusya

    C) Türkiye

 

Türkiye, 2012 sonrası emisyon miktarında azaltım veya artış hızında azalma gibi yükümlülükler üstlenmesi muhtemel bir ülke olarak, 1990 ile 2006 yılları arasında sera gazı emisyonlarını %95,1 artırarak, Ek-1 ülkeleri arasında İspanya’nın önünde liderlik koltuğunda oturmaktadır. Aynı dönemde Avrupa Birliği Üyesi Ülkeler (Euro-15) 1990 seviyelerine göre ortalama %2’lik bir düşüş kaydedebilmişlerdir.

 

Ülkemiz, büyümekte olan ekonomisi ile her gün daha fazla enerjiye, daha fazla elektrik üretimine ihtiyaç duyan ve bu ihtiyacını da ekonomik ve güvenilir kaynaklardan karşılaması gereken bir ülkedir. Dolayısı ile enerji piyasası büyürken ‘ekonomiklik’ ve ‘güvenilirlik’ gibi parametrelerin, tercihler arasında karar verilirken yapılan değerlendirmelerde ön sıralarda kendilerine yer bulmaları kaçınılmazdır.

 

Ancak emisyon artış hızında liderlik gibi bir konumun, Birleşmiş Milletler’in kurucu üyelerinden biri olan ve uluslar arası platformun en önemli konu başlıklarından biri haline gelen iklim değişikliği konusunda hassasiyet göstermesi beklenen bir ülke olan Türkiye’ye yakışan bir konum olmadığı da ortadadır. Büyüyebilmek için elzem olan enerji ihtiyacı karşılanırken alınacak kararlarda, çözümlerin ekonomik olması ve güvenilir olması kadar ülkemizin uzun vadede yüklenebileceği emisyon azaltım yükümlülüklerini hafifletiyor olmasına, temiz olmasına, enerjinin etkin kullanımını sağlıyor olmasına özen gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Bu ilkyazımızda aslında bundan sonraki yazılarda içini karalayacağımız bir çerçeve çizmeye çalıştık. Bundan sonraki haftalarda bu çerçevenin içerisini, yenilenebilir enerji ile özellikle rüzgâr ve güneş enerjisi ile ilgili, enerjinin talep tarafı yönetimi ve enerji verimliliği ile ilgili karalamalar ile doldurmaya çalışacağız. Hakan YILDIRIM / www.yesilekonomi.com / 11.08.2010

BU BÖLÜMDEKİ DİĞER BAZI BAŞLIKLAR