ÜRÜNLER
HABERLER
Site içi arama:
Yeniliklerden haberdar olmak için lütfen kaydolun.
Email:
Ekle   Çıkar  

 

Biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki yılın iki yüz günü güneşli geçiyor. Özellikle Ege, Akdeniz ve Güneydoğu bir güneş cenneti. Ancak güneşten faydalanmada tek becerimiz plajda yatıp esmer tenli olabilmek. Güneşi olmayan ülkeler güneş enerjisi için kafa yorarken bizim kılımız kıpırdamıyor. Yarımız kadar güneş alabilen ülkeler dahi güneşten bize göre katbekat fazla faydalanıyorlar ve çok önemli ölçüde elektrik enerjisi üretiyorlar. Bilenler hesaplıyor, anlatıyor; ülkemizin güneş enerjisi potansiyeli yıllık elektrik ihtiyacımızın iki katından fazla. Rüzgâr enerjisi potansiyeli de ayrıca iki katı. Yani doğru kullanmayı becerebilirsek güneş ve rüzgâr, petrol ve doğalgaz için kaptırdığımız emeğimizi, paralarımızı bize geri kazandırabilecek iki büyük bitmeyen kaynak.

 

Gözü siyasi kavgalardan başka bir şey görmeyen, düşünmekten dahi çekinen, mangalda pişireceği ineği bile ithal eden ülkenin hali, duyarlı olanlarımızı biliyorum ki etkiliyor, endişelendiriyor. Soru: Biz neden böyleyiz, yetişmiş onca insan gücümüz varken hepsini sindirip, pastadan daha büyük pay almaya çalışma politikası akıllı bir davranış mıdır, yarın başkaları da size aynı şekilde davranmaz mı?

 

Adı yenilenebilir enerji olan bu bitmeyen güneş gücü ile ilgili bir yasa dahi çıkartamıyoruz ama "Gelsin Rusya dan gazlar, biz onunla elektrik üretelim, komşumuz gelsin bir de nükleer santral kursun" deyip hızla özel yasalar hazırlayabiliyoruz. Komşuya milyarlarca dolar verip, "Bari sen de bizden bir şeyler al" dediğimizde de burun kıvırıyor, gümrüklerinde olmadık eziyetlerle engeller çıkarmayı marifet sayıyor.

 

Yaz aylarında elektrik ihtiyacı artan ve en uzun süre güneş alan bölgelerimiz için olsun bir güneş enerjisi santralı kurmak aklımıza dahi gelmiyor. Yapalım diyenlere kulak asan yok ama iş lafa geldi mi ithal inekleri pişirdiğimiz mangalda kül bırakmıyoruz. Evet dostlar, biz böyle garip bir milletiz. Elindekinin kıymetini bilmeyen, önüne gelene el-etek-mendil açan, bunu da topluma iyi bir şeymiş gibi anlatan, onların da "Yaşa, yaşa, çok yaşa" desteği ile mutlu oldukları bir garip toplum.

 

Unutmayın; doğanın bize verdiği en büyük nimet aklımız. Onu ülkemiz için, ailelerimiz için, dostlarımız, birlikte çalışıp aynı kaderi paylaştığımız insanlar için doğru kullanmalıyız. Ben hep öyle yaptım, bundan da hiç şikâyetçi değilim. Hoşça kalın. Bülent Ünal / www.referansgazetesi.com / 25 Eylül 2010

BU BÖLÜMDEKİ DİĞER BAZI BAŞLIKLAR