ÜRÜNLER
HABERLER
Site içi arama:
Yeniliklerden haberdar olmak için lütfen kaydolun.
Email:
Ekle   Çıkar  

 

TÜSİAD “Vizyon 2050 Türkiye Raporu”

TÜSİAD tarafından gerçekleştirilen Vizyon 2050 Türkiye Raporu’nda 2050 yılına kadar iklim değişikliği ile ilgili gerekli tedbirlerin alınmaması halinde, küresel ekonominin yıllık ortalama yüzde 5 küçüleceğine dikkat çekiliyor.

 

Prof. Haluk Gerçek, Prof. Nuran Zeren Gülersoy, Doç. Nilgün Cılız ve Hale Altan Ocakverdi tarafından kaleme alınan, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği`nin (TÜSİAD) ``Vizyon 2050 Türkiye Raporu``nda, sürdürülebilir kalkınmanın; insan yaşamının gereksinimleri ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği arasında bir denge kurularak ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutlarıyla bugünden geleceğe uyumlu bir planlama yapılmasını amaçlayan bütünsel bir yaklaşım olduğuna vurgu yapılıyor.

 

Raporda öne çıkan görüşler şöyle:

•2050 yılında yaklaşık 9 milyar insanla dünyanın sunabildiği ve yenileyebildiği kaynakların sınırları içerisinde yaşamak durumunda bulunulacağı, 2050`de halen sürdürülebilir bir dünyaya sahip olabilmek için ülkelerin küresel işbirliği ve eş güdüm içinde sürdürülebilirlik gündemlerini oluşturması, hatta eylem planlarını harekete geçirmesi gerekiyor.

•2050 yılından bugüne bakıldığında atılması gereken en önemli adım iklim değişikliği ile mücadele alanında olacak. İklim değişikliği konusuna şehirleşme açısından bakıldığında akıllı yeşil şehirler ekolojik dengeye destek sağlayarak, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini bertaraf etmeyi mümkün kılacak.

•Daha sürdürülebilir şehirler için yenilikçilik kapasitesinin artırılması, teknoloji ve altyapı projelerinin geliştirilmesi, binalarda enerji verimliliğine odaklanılması gibi geleceğin şehirlerine dair adımlar birçok yatırım penceresinin açılmasına da olanak sağlayacak.

•Başta karbondioksit olmak üzere sera gaz salımlarından kaynaklanan iklim değişikliği sorunları çağımızın en önemli sorunlarından biri. Bu nedenle kentsel ulaştırmadan ve özellikle de otomobillerden kaynaklanan sera gazı salımlarının azaltılması için gerekli strateji ve politikaların ivedilikle belirlenmesi yaşamsal bir zorunluluk haline gelmekte.

•2050 yılına kadar iklim değişikliği ile ilgili gerekli tedbirlerin alınmaması halinde dünyanın 4-6 derece ısınacağının öngörüldüğü, bu ısınmanın sonucu olarak kuraklık, ormansızlaşma, çölleşme, susuzluk ve sel gibi doğal felaketlerin artmasıyla küresel ekonominin yıllık ortalama yüzde 5 küçülmesi bekleniyor.

•Raporda, Türkiye`nin, sera gazı emisyonları itibariyle dünyada yüzde 1`lik pay ile 23. sırada bulunduğu, TÜİK verilerine göre 1990-2009 yılları arasında nüfus artışı ve yoğun sanayileşme süreci sebebiyle Türkiye`nin sera gazı emisyonlarının yüzde 97,9 arttığı, öte yandan, Türkiye`nin sosyal ve ekonomik refahını artırmak için yıllık yüzde 5-6 büyümesi gerektiği, bu bağlamda Türkiye`nin, ekonomik ve sınai kalkınmasını sürdürme noktasında zorlu bir denklemle karşı karşıya olduğu belirtildi.

•Türkiye enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 70`ini ithal ediyor. Enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye, sera gazı emisyonlarını azaltmaya ve eş zamanlı olarak ekonomik büyümeye odaklanan bir ülkede enerji üretiminde ithalata bu kadar bağımlı olmak orta ve uzun vadede sürdürülebilir değil. Enerji sektöründe liberalleşme için gerekli koşullar sağlandığı takdirde halihazırda büyüme eğiliminde olan enerji sektörü, Türkiye`nin yenilenebilir enerjide var olan potansiyelini de gerçekleştirebilecek şekilde 2050 yılına kadar iş dünyası için çeşitli yatırım olanakları ve fırsatlar sunacaktır.

•``2050 yılında 100 milyon nüfusa ulaşmış Türkiye`nin sürdürülebilir refah ve ekonomiye sahip olması küresel etkileşim içinde değişimi takip etmesiyle sağlanabilecektir. 2050 vizyonu ülkelerin kendi başlarına benimseyebilecekleri bir yaklaşımdan ziyade, tüm ülkelerin koordinasyon içinde ortak hedefi olmalıdır. Sürdürülebilir kalkınma süreci, iş dünyasına birçok fırsatı sunduğu gibi, sürecin sekteye uğramasına neden olabilecek birçok riski de barındırmaktadır. Fırsatları öngörüp harekete geçen girişimciler bu süreçte sürdürülebilir rekabet avantajı elde etmiş olacaklardır. Öte yandan, sürece ket vuracak risklerin öngörülmesi de çözüm ve uzlaşı arayışını hızlandıracaktır. Sürdürülebilir kalkınma vizyonunu gerçekleştirebilmek için devlet, sivil toplum, iş dünyası ve toplumda farkındalık yaratarak, tüm paydaşların bir araya getirecek bir diyalog platformu oluşturulmalıdır.``

www.geleceginenerjisi.com

29.09.2011

BU BÖLÜMDEKİ DİĞER BAZI BAŞLIKLAR